Üniversite hayatı ancak böyle anlatılabilirdi.
Daha adsl kavramı Türkiye topraklarına girmemiş. İnternet denilen dalgamotoru 56 K. yerine 48 K larla bağlanıyor bilgisayarlarda…. internet cafe dersen, koskoca şehirde bir tane bilemedin 2 tane…. işte o zamanlarda üniversite kazanmışız. daha milenyum dedikleri 2000 yılına girmemişiz ki, sınavlar arasında yılbaşı geçiyor…. işte o zamanlar kitapların meşhur olduğu zamanlar… Romanlar durmadan roman okutur edebiyat hocaları bizlere….
Yerli yabancı yazarların isimleri ellerimizde, roman arıyoruz kitapçılarda…. Evde kaldığım arkadaşla muhabbet ediyoz… Biz de roman yazacaz diye. Ne yazacaz, yazacak neyimiz var ki derken, hayatımızı yazalım diyoruz. Geyik için Çok iyi malzemedir öğrencilik olayı. Lakin, öğrencilik işte bol zamanın içinde zamansızlıktan yakınıyoruz. Zamansızlık bahane aslında… sırf yazı yazmak zor geldiği için…
Hiç hayvanlar alemini merak ettiniz mi? yok yok belgesellerden bahsetmiyorum. Belgesellerde, yaratılmış olanlar doğar, yaşar ve ölür kavramı vardır ve yaşamları hakında incelemelerde bulunurlar. Ben ise doğumdan öncesini diyorum. Mesela; bir fil anne karnında nasıl büyüyor ve en basitinden ona kim öğretiyor hortumunu kullanmayı? Ya da, bir yunus anne karnında nasıl gelişyor ve doğarken yüzebiliyor… 